17 Temmuz 2013

Bende Sana Yetecek Kadar Ben Kalmadı

Severim Yılmaz Erdoğan şiirlerini garip bir hüzün vardır çoğu zaman sözlerinde bu şiirde onlardan biri ;



Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
 yüreği takvim yokuşlarında...Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçeseyrediyorum...Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundanmuzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyiçözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağındayaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzündebir hüzün...
 Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...... Soğuğun ve karanlığın vehameti!
Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,daraltılmış...
 İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbaharbereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketenyazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir bedenbüyük geliyor artık hayat!
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşıkolmak içinse erken...
 Beni sevda yerimden vurdu yinezaman... 
Şimdi sana söylenecek tek cümle:
Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder